5 Şubat 2011 Seferihisar Tohum ve Takas Şenliği -Cumhuriyet Bilim Teknik



YERLİ TORUMUN SATIŞI YASAK, TAKASI SERBEST

Seferihisar Kapalı Pazar Yeri’nde 5 Şubat 2011’de Yarımada Takas Şenliği düzenlendi. Şenlikte bölgedeki yerli tohum üreticileri bir araya gelerek ellerindeki tohumları satış yapmadan değiş tokuş ettiler. Satış yapılmamasının nedeni, 2006 yılında çıkartılan Tohumculuk Yasası gereğince, yerli tohumların satışına getirilen yasaklardı. Böylece üreticiler şenlik sayesinde hem kendilerinde bulunmayan tohumları elde etme şansına kavuştu, hem de yasanın yol açtığı sorunları tartıştı.

Bu etkinlikten yola çıkarak Tohumculuk Yasası’nın Türk tarımını nasıl etkilediğini araştırdık. Bunun için Seferihisar Takas Şenliği’nin gerçekleşmesinde emeği geçen Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Tayfun Özkaya’ya ve Sabancı Üniversitesi’nden Prof.Dr. Selim Çetiner’e yasanın eksik ve aksayan yönlerini sorduk. Çetiner’e göre: ‘İşini bilen memur ile konuyu bilmeyen siyasiler’in çıkarttığı yasa’. Reyhan Oksay

Seferihisar, Mordoğan, Urla ve Karaburun belediyeleri işbirliği ile gerçekleştirilen “Yarımada Tohum Takas Şenliği”nde yerli tohum üreticileri Seferihisar Kapalı Pazar Yeri’nde toplandı. Zarfların içine yerleştirdikleri tohumlarını takas ettiler. Kaybolmak üzere olan tohumları büyük bir özenle saklamış olan çiftçiler, yalnızca tohumlarını değil, bilgi ve deneyimlerini de paylaştılar.

Yerli tohum satışına “Tohumculuk Yasası” ile yasak getirilmiş olmasına tepki olarak düzenlenen bu etkinliğe, ilgili belediye başkanları, çiftçiler, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenler de katıldı. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen panelde yasanın şu sorunlara yol açmasından duyulan kaygılara yer verildi:

• Yerli tohum üreticilerimizin çokuluslu üreticiler karşısında rekabet şansının elinden alınmış olması

• Anadolu’nun zengin biyolojik çeşitliliğine vereceği zararlar

• Sıradan vatandaşların tabağındaki yiyeceğin tadının ve besleyici özelliklerinin değişime uğması, daha da önemlisi sağlığımızı tehdit etmesi

88 TÜR TOHUMUN ENVANTERİ ÇIKARTILDI

Şenliğin mimarı Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer. Soyer’e, böyle bir etkinliği hangi amaçla gerçekleştirdiklerini sorduk. Yanıt: Tohumculuk Yasası’nın mağdur ettiği yerli tohum üreticilerinin sesini duyurmak için... Altı ay boyunca dört ilçedeki köyleri ev ev dolaşarak, şenliğin amacını üreticilere anlattıklarını ve sakladıkları tohumları pazara getirmeleri için ikna etmeye çalıştıklarını belirten Soyer, bu ziyaretler sırasında kaybolmak üzere olan, yüz yıllık tohumlara bile rastladıklarına dikkat çekti:

“Tohumculuk yasası, yalnızca tohumların değil, bir kültürün ve bir geleneğin kaybolmasına zemin hazırlıyor. Yetkililer tohumları ıslah ediyoruz, hastalıkları yok ediyoruz diyerek yüzlerce tohumun kaybolmasına göz yumuyor. Bizler bu arada 88 tür tohumun envanterini çıkarttık. Daha kapsamlı ve uzun süreli kesin bir planımız yok ama gelecekte bu etkinliği tüm Ege bölgesine yaymayı istiyoruz.”

Bakanlığın bu etkinliğe destek olup olmadığı yönündeki sorumuza Soyer’in yanıtı şöyle: “Hangi destek! Şenliğin yapılmasını engellemeye bile kalkıştılar ama biz izin vermedik.”

TOHUMCULUK YASASI NEDİR?

TBMM’de 31 Ekim 2006 tarihinde kabul edilen 5553 sayılı Tohumculuk Yasası, 8 Kasım 2006’d yürürlüğe girdi. Ancak CHP grubu 2007 başında “Tohum alanından kamunun çekilmesi ve sektörün tümüyle çok uluslu şirketlere bağlanmasını sağlayacağı, yerli tohum çeşitliliğini yok edeceği“ gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. Yüksek Mahkeme Ocak 2011’de aldığı kararla kısmi iptal getirdi.

Yerli tohumların ıslah edilmesi ve tohum piyasalarına istikrar getirilmesi amacı ile çıkartılan yasayı, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker şöyle savunuyor (Ocak 2011 Basın açıklaması):

“Son 4 yılda, bu kanunun uygulamaya girmesinden bu yana, Türk tohumculuk sektörü eskiye kıyasla çok önemli mesafe katetti. Hem üretim arttı, hem sektörün yapılanmasıyla ilgili önemli gelişmeler sağlandı. Türkiye’nin tohumluk üretiminde çok ciddi bir artış meydana geldi. Yeni tohum çeşitleri geliştirildi. Bu manada da Türkiye tohumculuk sektörünün dışa bağımlılığı azaldı. Tohumluk ihracatı artış gösterdi.”

Oysa Ziraat Mühendisleri Odası yasa henüz tasarı halindeyken, bu şekliyle yasalaşmasının ülke tarımına yarardan çok, zarar vereceğini savuruyordu. Özellikle biyoçeşitlilik için büyük tehlike oluşturduğunu ileri süren oda yöneticileri çekincelerini şöyle açıklıyorlardı:

“Bitkisel üretim materyali olan tohum, bir ülkenin tarım sektörü için stratejik öneme sahiptir. Bu bağlamda, tohum üretim ve dağıtımını çokuluslu şirketlerin tekeline bırakan ülkelerin, bağımsız bir tarım sektöründen söz edebilmeleri olanaksızdır. Üstelik Türkiye 3 bini endemik (sadece Türkiye’de bulunan) 13 bin bitki çeşidine sahiptir. Bu yasanın çıkmasıyla beraber, Anadolu coğrafyasının genetik zenginliği GDO’larla tehdit altına gireceği gibi, patentlenme yoluyla da şirketlerin eline geçecek. Tasarı, devletin, tohum üretiminden sertifikalandırılmasına ve ticaretine dek tüm alanlardan çekilmesini ve bu görevleri kurulacak olan Türkiye Tohumcular Birliği’ne devretmesini öngörüyor.”

BİYOKORSANLIK

Yasadan akademisyenler ve yerli tohum üreticileri de hoşnut değil. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya, yasayla ilgili en önemli kaygısını dergimize şöyle aktardı:

“Yerel tohumlarla sağlanan biyoçeşitliliğe, uluslararası tohum şirketleri ağır darbeler indiriyor. Örneğin daha önce domateste veya buğdayda nerede ise her köyün toprak ve iklim özelliklerine uyum göstermiş binlerce çeşidi, birkaç çeşide indirerek bunları da patent veya benzeri fikri mülkiyet halkları ile sahiplenmek istiyorlar. Binlerce kuşak çiftçinin geliştirdiği bu çeşitlere, birkaç genini değiştirerek el koyuyorlar. Buna biyokorsanlık diyoruz…. ABD’de birçok sebze çeşidi % 95′lere kadar varan oranlarda yeryüzünden silindi. FAO dünyada çeşit kaybının %75 olduğunu bildiriyor. Ülkemizde de yerel çeşitler daha çok dağ köylerinde kalmış. Küresel ısınma yerel tohumları her bakımdan üstün hale getiriyor. Çünkü bunlar değişen iklim koşullarına daha kolay uyum gösteriyorlar ve çoğu zaman daha az suyla hatta susuz yetiştirilebiliyorlar.”

Özkaya’ya göre, yasadaki diğer sakıncalar şöyle:

-Uluslararası şirketlerin geliştirdiği çeşitlerin daha verimli olduğu iddiası doğru değil. Bu verim artışı kimyasal gübrelerle sağlanıyor. Ayrıca şirket çeşitleri hastalık ve zararlılara dirençsiz olduğundan kimyasal ilaç kullanmak kaçınılmaz oluyor. Araştırmalar yerel tohumlarla üretilmiş ürünlerin vitamin ve mineral maddeler başta besleyici özellikler yönünden şirket tohumlarından çok üstün olduğunu ortaya koyuyor. ABD’de yapılan bir araştırma ile 1950-1999 yılları arasındaki 50 yıllık süre içinde 43 sebze ve meyvede 13 besin maddesinde besin değerlerindeki değişimler incelenmiş. Örneğin ıspanakta C vitamininde düşme oranı %52; soğanda ise %28’dir. (Davis, Donald R., ve ark. 2004, Changes in USDA Food Composition Data for 43 Garden Crops, 1950 to 1999, Jou. of the Am. College of Nutrition, Vol. 23, No. 6, 669–682.)

-Tohum ve hayvanlar bütün bir insanlığa aittir. Uluslararası şirketlerin (Novartis, Monsanto, Cargil, Dupont, ADN ve Bayer vb….) bunlara fikri mülkiyet hakları ile sahip çıkmaları doğru değil. Domates, biber, patlıcan, tütün gibi birçok bitki bize Amerika’dan geldi. Domatesin gelişinin üzerinden 100 yıl geçti. Patlıcan ve biberin ise 300 yıl önce geldiği tahmin ediliyor. Diğer yandan on bin yıl önce Anadolu’da geliştirilen buğday buradan bütün dünyaya yayıldı.

-Farklılıklar iyidir, çünkü hastalık ve iklimdeki değişikliklere bu tohum kolayca uyum gösterebilir. Şirketler yerel tohumları piyasadan silmek isterken, sadece kendi ıslah programlarında kullanmak üzere yaşamalarını istiyorlar. Onlara göre yerel tohumların yeri tarlalar değil gen merkezleridir.

-Yasa, Tarım Bakanlığının tohumla ilgili yetkilerinin çoğunun Türkiye Tohumcular Birliğine devrini öngörüyor. Oysa bu birlik yabancı veya yerli tohum şirketlerinin hegemonyası altında.

-Yasanın biyogüvenlik yasasından önce çıkmış olması sorunlu olmuştur. Biyogüvenlik yasasında kamuoyunun ağır tepkileri nedeniyle GDO’lu tohumların üretimde kullanılması yasaklandı. Tohumculuk yasasında ise GDO ile ilgili olumlu veya olumsuz bir ifade yok.

Prof.Dr.Özkaya’ya göre, yasanın getirdiği bu olumsuzlara karşı alınması gereken önlemler şöyle: “Yerel düzeyde tohum ağları, dernekleri kurulmalı. Yerel tohumlardan kimyasal ilaç ve gübre olmaksızın üretilen ürünler köylü pazarlarında veya tüketim kooperatiflerinde satılmalı. Bunlara belediyeler öncülük yapmalı. Elbette tohum kanunu da değişmeli.

YASA TÜRK TOHUMCULUĞUNU KORUYOR

Yasaya yöneltilen bu eleştirilerin abartıldığını düşünen akademisyenlerimiz de var. Bunların başında Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Çetiner geliyor. Yasada genetiği değiştirilmiş organizmalarla (GDO) ilgili bir hüküm bulunmadığına dikkat çeken Çetiner, tohum ithalatının serbest bırakıldığı 1984’ten bu yana Türkiye’nin ciddi kayba uğradığını, tasarının getireceği patent zorunluluğunun Türk tohumculuğunu koruyacağını ve Türkiye’nin tohum ihracatçısı haline geleceğini vurguluyor.

Çetiner, Tohumculuk Yasası ile ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

Yasa, tarımı çok uluslu özel şirketlerin yönetimine mi kaydırıyor? Çiftçiler artık kendi tohumlarının kullanamayacaklar mı?

Tartışmalara konu olan 5553 sayılı Tohum Yasası, 1963 tarihli Tohumlukların Tescil, Kontrol ve Sertifikasyonu Hakkında Kanun’un yerine çıkarıldı. Değişen günümüz koşullarına uygun bir Tohumculuk Yasası çıkarılması olumlu olarak düşünülebilir. Ancak, “işini bilen memur ile konuyu bilmeyen siyasiler” tarafından son halini bulan Kanun’un önemli eksik ve sakıncalı yönleri de var. Bunlardan birisi olan denetim yetkisinin devri, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olsa da, asıl sorunlu maddeler hala duruyor.

Bununla beraber, “Yasa tarımı çok uluslu özel şirketler yönetimine kaydırıyor” iddiası da doğru değil.

Çiftçilerin kendi tohumlarını kullanamayacakları iddiası da doğru değil. Çiftçiler kendi tohumlarını koruyaabilir, takas edebilir ancak bunları para karşılığı satamazlar. Tohumculuk ile uğraşan kişilerin evrensel kurallar çerçevesinde çalışıp denetlenmeleri son tahlilde çiftçilerin yararınadır.

Tohumculuk Yasası tohumların ıslahı ve tohum piyasalarına düzen getirme konularında ne gibi yenilikler getirecek?

Tohum, bir teknoloji paketidir. Çiftçiler için en verimli, hastalık ve zararlılara dayanıklı çeşitler, bitki ıslahçıları tarafından uzun yıllar süren çalışmalar sonunda geliştirilip, tohum üreticileri tarafından çoğaltılır ve çiftçilerin dolayısı ile tüketicilerin hizmetine sunulur.

Bununla beraber, Tohumculuk Kanunu ile getirilen yeni Birlik yapılanmasının Türkiye’de bitki ıslahının ve tohumculuğun geliştirilmesine hizmet etmesi pek de mümkün görünmüyor. Öte yandan, 5 yıllık geçiş süresi sırasında Bakanlığın ilgili birimleri gerekenleri yapmadığı için, bazı ciddi sıkıntıların ortaya çıkmasına neden oldu.

Yerli tohumların patentlenmesi mümkün mü?

Çeşit tescili için gerekli koşulları yerine getirmesi kaydıyla yerli çeşitler şimdiye kadar olduğu gibi de bundan sonra da tescil edilerek ticarete konu olabilecek. Burada yerli yabancı çeşit ayrımı yapılmıyor.

Köylüler tohumlara daha yüksek bir fiyat mı ödeyecek?

Yerli veya yabancı, yüksek verimli ve üstün vasıflı çeşitlere ait tohumlar düşük verimli köy çeşitlerinden pahalı. Ancak, 1985’den beri gördüğümüz üzere üreticiler yüksek ücret ödeyerek satın aldıkları tohumlardan karşılığını defalarca fazlası olarak geri alıyorlar. Teknoloji karşıtlarının sıkça dile getirdiği “1 kilo domates tohumu 1 kilo altından pahalı” saptaması, 1 kilo tohumla kaç bin domates üretildiğini söylemedikleri için insanları yanıltıyor.

Yerli tohumlar Türkiye’nin doğa koşullarına daha uygun değil mi? Dışarıdan ithal edilen tohumlar bu topraklarda verimli olabilecek mi?

Yerli tohumların Türkiye koşullarına daha uygun olduğu genellemesi sağlıklı bir yaklaşım değil. Türkiye’de tescil ettirilerek üretilmek istenen yabancı çeşitler, üretim izni verilmeden önce Tarım Bakanlığı tarafından belirlenen farklı koşullara sahip araştırma enstitüleri veya üniversite araştırma alanlarında yetiştirilerek tarımsal performansları gözlemlenir, ancak standart çeşitlerden daha avantajlı görülenlere üretim izni verilir. Verim artışları bunun en somut göstergesi. Zaten serbest piyasa koşullarında üreticiye belli bir üretim avantajı sağlamayan çeşitler, bizzat üreticiler tarafından tasfiye edilir.

Türkiye Tohumcular Birliği tarafsızlığını koruyabilecek mi?

Siyasi baskılardan uzak ve gerçek anlamda sektör temsilcilerinin faaliyet gösterdiği bir Birlik tarafsızlığını korumak durumunda olacak. Ne yazık ki şimdiye kadarki gelişmeler gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız bir yapı oluşturulamadığı yönünde.

Tohumculuk Yasası’nda yöneltilen en önemli eleştiri ülkemizin biyoçeşitliliğine balta vurma olasılığı. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Tarımsal biyoçeşitlilik sadece Türkiye için değil tüm insanlık için önemli. Ancak, teknoloji karşıtlarının biyoçeşitlilik söylemleri, tarımdan anlamayanları korkutmaya yönelik ancak pratik geçerliliği bulunmayan sloganlar. Bütün mesele, gerekli teknolojilere yatırım yapmak; bunun başında bitki ıslahı ve modern tohumculuk gelir. Burada vurgulanması gereken husus, son 50 yılda Türkiye’de biyoçeşitlilik için mutlak gerekli olan vadi içi habitatlar ile göl ve sulak alanların tarımsal araziye çevrilerek yok edilmiş olması. Yüksek verimli çeşitler ve ileri tarım teknolojileri, doğal yaşam alanları üzerindeki bu baskıyı azaltacaktır.

Bu yasa ile GDO’lar arasında her hangi bir ilişki bulunmuyor. Biyogüvenlik Yasası da genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların yetiştirilmesini kesin şekilde yasaklamıştır.

Yerel tohumlarla üretilen sebze ve meyvelerin besin değeri daha mı yüksek?

Belki de son 50-60 yıldır yapılan ıslah çalışmalarının birinci önceliği bitki ve hayvanlarda verim artışı yönünde oldu. Ancak, bu yerel tohumlarla üretilen meyve sebzelerin besin değerinin daha yüksek olduğu genellemesini tam doğrulamaz.

Tohumculuk Yasası’ndaki aksaklıklar nasıl giderilebilir? Bakanlık yasada iyileştirmeler yapmaya sıcak bakıyor mu?

Tohumculuk Yasa’sının aksayan yönleri geçtiğimiz iki yıl içerisinde ortaya çıkan sorunlar çerçevesinde paydaşların bir araya gelmesiyle çözülmeli. Özellikle, Anayasa Mahkemesi’nin kısmi iptali de göz önünde bulundurularak, Bakanlık bu değişiklik önerilerini dikkate almalı. Ancak, işini bilen bürokratik oligarşinin bu konuda ne kadar istekli olacağı en önemli sorun.

Lüferin Boyu 23 Santime Çıkacak.




-‘LÜFERİN BOYU 23 SANTİME ÇIKACAK’-

101. Bab-ı Ali Toplantıları’da  Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker;
Son dönemde tartışılan ve “seninki kaç santim” kampanyalarına konu olan balık avlanmada boyut tartışmaları ile ilgili de çarpıcı açıklamalarda bulunan Eker, özellikle lüfer konusunda detaylı bir çalışma yaptıklarını ve Mayıs ayında yürürlüğe sokacakları bu düzenleme ile lüfer avlanma boyunun 23 santim olacağının altını çizdi.


http://www.haber365.com/Haber/23_Santimden_Asagi_Lufer_Kalmasin/?utm_source=twitterfeed&utm_medium=twitter

ZEYTİNDOSTU DERNEĞİ MARKET RAFLARINI TEMİZLEDİ, HAKSIZ REKABETİN ÖNÜNE GEÇTİ



Gıda alanında merdiven altı üründen ve haksız rekabetten şikayet eden birçok sektöre zeytincilerden örnek davranış. Zeytindostu Derneği ve TİM’in öncülüğünde 17 sivil toplum örgütünün ‘El ele zeytinyağında yüzde 100 güvence’ projesinde haksız rekabet sağlayan firmaların ürünleri zincir marketlerdeki raflardan indirildi.

Zeytindostu Derneği Başkanı Metin Ölken, “Gıda alanında örnek bir otokontrolle kendi bahçemizi temizledik” diyerek, firmaların kendilerine çeki düzen vermeye başladığını söyledi.

TİM Başkanvekili ve aynı zamanda Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Nedim Güreli de birkaç arkadaşla yola çıktıklarını ve örnek bir davranışla haksız rekabeti yüzde 10 seviyelerine indirdiklerini vurguladı.

Yazının Devamı: http://www.zeytindostu.org/habergoster.asp?haber_id=159

Yalancı Şeker-Fruktoz Kanser Yapıyor.(NTVMSNBS)


'Yalancı şeker'in kanser raporu bakanın önünde


Son dönemdeki salgınları tetiklediği öne sürülen ama asıl kanserin davetçisi olduğu bilinen 'yalancı şeker'e bakanlık el koydu.


İSTANBUL - Avrupa ve ABD’nin damlalıkla kullandığı Türkiye’nin ise tonlarca tükettiği ‘yalancı şeker’ fruktoz olayına devlet kayıtsız kalmadı.

Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi konuyla ilgili bir rapor hazırladı.

Ay sonunda Bakan Recep Akdağ ile Tarım Bakanı Eker, ortak bir basın toplantısı yaparak açıklayacak.

Şeker pancarından şeker üretimi, iki yüzyıl önce ‘Sanayi devrimi’ ile başladı. Daha önce şeker kamışından elde edilen ve sadece zenginlerin sofrasına konuk olan şeker, böylece gelir düzeyi çok yüksek olmayanların da kolayca satın alabileceği bir ürün haline geldi. Doğal olandan uzaklaşan gıda piyasası 1970’lerde fruktoz içerikli mısır şurubunu şeker niyetine üretmeye başladı.

1980’lerde yıllık 3 milyon ton olan üretim, günümüzde 20-30 milyon tonun üzerine çıktı. Bir anlamda fruktoz icad oldu, mertlik bozuldu. Mısır nişastası parçalanarak glukoza, ardından glukoz fruktoza dönüştürülüyor. Bazı ürün paketlerinde mısır şurubu yerine “nişasta bazlı sıvı şeker” veya “NBŞ” yazıyor.

Mısır şurubu, şeker pancarından elde edilen şekerden daha tatlı, üstelik daha ucuz ve taşınması daha kolay. Bu da üreticiler için daha düşük maliyet ve daha yüksek kar anlamına geliyor. Ülkemizde 2001’de çıkartılan şeker yasası ile mısır şurubu üretim kotası yüzde 10 olarak belirlendi, fakat sonra yüzde 15’e yükseltildi. Halbuki bu kota ABD’de yüzde 2, Almanya’da binde 8.9, Fransa’da ise binde 4.9!

Bisküvi, baklava, çikolata hatta gazlı içeceklerdeku kullanımına sık sık rastlanan ‘nişasta bazlı şekerlerin’ (früktoz) kansere yol açtığı iddiaları bilim insanlarının belki de gıda terörü başlığı altında yapıkları incelemelerin en üst sırasında yer alıyor. Vatan Gazetesi son yıllarda Türkiye'de de yoğun olarak kullanılan ve tartışmalara neden olan mısırdan elde edilen nişasta bazlı şekeri (früktoz) uzmanlara sordu.

'KANSEROJEN'

* Prof. Dr. Ahmet Aydın - Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı: “Mısırdan üretilen nişasta bazlı şeker kansere yol açar. Sadece fruktoz değil bütün şekerler kansere yol açar, ama içlerindeki en kötüsü nişasta bazlı şekerdir. Şeker en önemli kanserojen maddedir. En hızlı kan şekerini yükselten mısır şurubundan yapılmış fruktozdur. Kanser hücresi sadece şekerle geçinir, yağlarla, proteinlerle beslenmez. Früktoz tüm şekerler arasında en hızlı yağa dönüşme özelliğine sahiptir. Mısır şurubu şişmanlık, hipertansiyon, şeker hastalığı, gut, karaciğer sirozu ve depresyon gibi hastalıkların ana nedeni.”

'KARACİĞERİ BOZAR'

* Prof. Dr. Metin Özata - Endokrinoloji ve metobolizma uzmanı: Amerika’da yapılan araştırmalarda günde 50 gramdan fazla fruktoz yiyen kişilerde şişmanlık ve diyabet riski artmakta olduğunu gösteriyor. Sofra şekerinde bulunan fruktoz şişmanlık olmadan bile şeker hastalığına neden olmaktadır. Fruktoz trigliserid denen kan yağının karaciğerden üretimini artırır. Kan trigliserid seviyesini, kan ürik asit düzeyini, kandaki zararlı AGE ürünlerini, kan şekerini düşürse de uzun zamanda insülin direncini artırır, tansiyonu yükseltir.”

'AYRAN İÇİN'

* Prof. Dr. Nurdan Taçyıldız - Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi: “Yüksek fruktozlu gıdaların en büyük etkisi metobolik sendrom yapmaları ve aşırı kiloya yol açmalarıdır. Bunlar lezzetli gıdalar, vücudun insülin dengesini bozuyorlar. Hızla, yeniden acıkmayı oluşturuyorlar. Hazır gıdalarda kullanılıyor. Kekler, çikolatalar, boyalı gıdalar, kolalı gıdalardan en iyisi tüketmekten uzak durmak gerekir. Devlet kontrol etmeli, kotaları azaltmalı.Okul kantinlerine de denetim getirilmelidir. Kola yerine ayran, süt olmalı. Kek, çikolata, gofret yerine meyveler satılmalı.

KANSER RAPORU BAKANDA

* Prof. Dr. Murat Tuncer - Kanser Dairesi Başkanı: “Basında çıkan haberler üzerine kanser kurulunu topladık ve rapor hazırladık, görüşümüzü bildirdik. Bu raporu da Sağlık Bakanlığı’na sunduk. Daha fazla açıklama yapamam. Önümüzdeki günlerde Sağlık Bakanı hazırladığımız raporu Tarım Bakanı ile birlikte kamuya açıklayacak.”

KANSER HÜCRELERİNİ ÇOĞALTIYOR

* Dr. Yavuz Dizdar - İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü öğretim üyesi: “Son yıllarda gerçekleştirilen ve sonuçları yayınlanan toplum bazlı çalışmalar ve temel bilim araştırmaları fruktozdan zengin nişasta bazlı şekerin insan metabolizmasıyla uyumlu olmadığını ortaya koymuştur. Yapılan temel bilim çalışmaları fruktozun kanser hücrelerinin çoğalmasını hızlandırdığını göstermiştir. Sakın ‘ben mısır şurubu tüketmiyorum’ demeyin. İçtiğiniz kolada, meyve suyunda, gazozda, yediğiniz çikolatada, tatlıda, kekte, pastada, dondurmada kısacası yüzlerce üründe mısırdan elde edilen şeker kullanılıyor. Başta çocuklarımız tüm halkımız kanser riski altında.”

Ekmeğiyle, Tohumuyla, Başlangıcından Bugüne Başka Bir Gıda Mümkün


Ekmeğiyle, Tohumuyla, Başlangıcından Bugüne 
BAŞKA BİR GIDA MÜMKÜN


26 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ

SAAT 14.00 – 18.00
14.00 – 15.00 SUNUM
BAŞLANGICINDAN BUGUNE BAŞKA BİR GIDA MÜMKÜN GİRİŞİMİ
15.00 – 15.30 DEĞİRMENLER BARAJLARA KARŞI GÜRLEYİK MÜCADELESİ

15.30 – 16.00 ARA

16.00 – 18.00 FORUM – SÜRECİN BİR PARÇASI OLMAK İÇİN

YER: MAKİNE MÜHENDİSLERİ ODASI İSTANBUL ŞUBESİ

KATİP MUSTAFA ÇELEBİ MAH. İPEK SK. NO:9/2

BEYOĞLU - İSTANBUL

İLETİŞİM: 0534 587 27 85

SABIRLA, BİLİNÇLE, DOSTLUKLA…