Monsanto: Skandallarla Dolu 50 Yıl-1

Monsanto: Skandallarla dolu 50 yıl ~1~

Durukan Dudu • 22/02/2012

Geçmişin kimya devi Monsanto bugün GDO’da dünya lideri ve tohum üreticilerinin önde gelenlerinden biri.

Amerikan gıda endüstrisi devi Monsanto’nun 13 Şubat’ta herbisit’ten (ot “ilacı”) zehirlenen Charente’lı küçük bir çiftçinin kendisine karşı açtığı davada suçlu bulunması, Fransa’da bir ilki temsil ediyor. Ama çokuluslu devin sicili zaten kabarık, Fransa’daki bu karar da şirketin yüzyıla yaklaşan tarihinde küçük bir olaydan ibaret.
PCB, Turuncu Madde, dioksin, GDO’lu ürünler, aspartam, büyüme hormonları, herbisit (Lasso ve Roundup)….Monstanto’ya servet kazandıran bu ürünlerin isimleri skandallarla ve bazen yasaklanmalarıyla sonuçlanan hukuki süreçlerle lekelenmiş durumda. Ama bugüne kadar hiç bir şey, biyogenetik alanında faaliyet gösteren bu eski kimya devinin karşı konulmaz yükselişine engel olamadı ve lobi faaliyetlerinde uzmanlaşmış bu firmayı alt edemedi… İşte aynı suçları defalarca işlemiş bir çokuluslunun portresi…

Bir Kimya Devi….Patlayan Cinsten!
Monsanto 1901’de Saint Louis’de küçük bir sakarin üreticisi olarak kuruldu ve zamanla dünyanın en büyük tohum üreticilerinden biri haline geldi. Şirketin adı son 60 yıldır türlü olaylarla sürekli gündemde.
İkinci Dünya Savaşının ertesinde Monsanto’nun Teksas’taki plastik fabrikasında nitratla dolu bir Fransız kargosu yüzünden meydana gelen patlamanın 500 kişinin canına mal olması, kimya endüstrisi tarihinin ilk felaketlerden birisiydi.
Bundan iki yıl sonra alev alma sırası şirkete ait bir başka nitrat fabrikasına gelmişti. Virjinya’daki bu yangında, şirketin sorumluluğu kabul edildi. Albert-Londra ödülü sahibi Marie Monique Robin’in çektiği Monsanto’ya Göre Dünya adlı belgeselde, bu olayda iki yüzden fazla işçinin klorakne denen, az görülen ve çok bir ağır bir deri hastalığına yakalandığı belirtiliyor.
Bu kaza şirketin ana ürünü herbisit 2,4,5-T‘nin yüksek seviyede dioksiniçerdiğini ortaya çıkardı. Dioksin, son derece zehirli ve kanserojen maddelerden oluşan, bileşim itibari ile PCB’ye benzeyen bir madde.
Dioksinin olası zararlarını ortaya koyan ilk çalışma 1938’den beri biliniyordu, yine de Monsanto, bu maddeyi satmaya 1970’lerde ürün yasaklanana kadar, yani neredeyse 40 yıl boyunca devam etti.
1934 ve 2000 yılları arasında Virjinya’da bir nitrat fabrikası işleten Monsanto, 2007 yılında şehirde yaşayan kanser hastası 77 kişi tarafından, fabrikanın bulunduğu bölgeye yasaya aykırı olarak dioksin bulaştırdığı gerekçesiyle mahkemeye verildi.
PCB: Bir Utanç Davası

Anniston, Alabama’da bulunan Monsanto fabrikası
2001 yılında Anniston Alabama’da yaşayan 3600 kişi Monsanto’ya PCB kirliliği suçlaması ile dava açtı. ABD Çevre Koruma Ajansı’nın halka açıklanan raporuna göre, Monsanto, 40 yıl boyunca şehrin göbeğindeki suyoluna ve çöplüğe tonlarca zehirli atık bıraktı.
Washington Post gazetesinin haberi bu konuda örnek teşkil ediyor:
‘Monsanto’nun binlerce sayfalık -çoğu çok gizli: okuyun ve yok edin- şeklinde kaşelenmiş-belgeleri çokuluslu şirketin on yıllardır yaptıklarının bilincinde olduğunu ve bunu sakladığını gösteriyor. 1966’da, fabrika sorumluları, atıkların bırakıldığı akarsuda yüzen balıkların sanki canlı canlı haşlanmışlar gibi, kan işeyerek ve derilerini tamamen kaybederek 10 saniye içinde öldüğünü fark etmişlerdi. Ama bunu kimseye söylemediler’.
1975 yılında, Monsanto tarafından yürütülen bir araştırma, PCB’nin farelerdetümör oluşumunu tetiklediğini ortaya koydu. Çokuluslu şirket, bu araştırma sonuçlarındaki ‘az oranda tümör oluşturma potansiyeline sahip’ ifadesini ‘kanserojen olduğu gözlenmemiştir’ ifadesiyle değiştirdi.  ‘Bir dolar bile kaybedemeyiz’ diye bitiyordu Washington Post tarafından ele geçirilen şirket notlarından biri. Sonunda Monsanto, 2002 yılında, Anniston bölgesini ve orada yaşayanların kanını PCB ile zehirlemekten suçlu bulundu. Şirket, zararları tazmin etmek için 700 milyon dolar ödemeye ve şehrin temizlenmesi için çalışmaya mahkûm edildi.
The Guardian gazetesi 2007 yılının şubat ayında, agrokimya devinin 1965 ve 1972 yılları arasında İngiltere’nin birçok bölgesinde de aynı yöntemleri izlediğini ortaya çıkardı.  Gazetenin ele geçirdiği bir hükümet raporu, Galler bölgesindeki bir kazı sırasında toprakta turuncu madde, dioksin ve PCB gibi 67 ayrı maddeye rastlandığını gösteriyor.
Fransa’da PCB’nin üretimi ve kullanımı 1987’den beri yasak.
Kaynak: Yeşil Gazete
URL: http://www.yesilgazete.org/?p=50327

ORGANİK TARIM NEDİR?


TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI TARAFINDAN YETKİLENDİRİLEN
ORGANİK TARIM KONTROL VE SERTİFİKASYON KURULUŞLARI


Organik (ekolojik, biyolojik) tarım ürünleri (bitkisel ve hayvansal ürünler, su ürünleri, tohum, gübre, fide, fidan ve tüm diğer girdiler, gıdalar, vitaminler ve diğer tüm katkı maddeleri ile hammedesi tarım olan tüm sanayi ürünleri) üretecek, işleyecek, pazarlayacak, ithal veya ihraç edecek özel veya tüzel kişilerin faaliyette bulunabilmeleri için aşağıda verilen, Tarım Bakanlığı tarafından yetki almış kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarından biriyle sözleşme yapmaları zorunludur. Gerekli olan sözleşme yapılmadan bu faaliyetlerde bulunulamaz!!!
Anadolu Organik Tarım SertifikasıBCS Öko-Garantie Organik Tarım SertifikasıCERES Organik Tarım SertifikasıCU Control Union Organik Tarım SertifikasıECOCERT Organik Tarım Sertifikası
Ekotar Organik Tarım SertifikasıETKO Organik Tarım SertifikasıICEA Organik Tarım SertifikasıIMO Control Organik Tarım SertifikasıNissert Organik Tarım Sertifikası
Orser Organik Tarım SertifikasıOrser Organik Tarım SertifikasıTürkgap Organik Tarım SertifikasıIMC Organik Tarım Sertifikası
KOZMETİK ÜRÜNLERDE KULLANILAN ORGANİK (EKOLOJİK) SERTİFİKALAR
ECOCERT Organik Ürün SertifikasıBDIH Doğal Kozmetik SertifikasıECO Garantie Ekolojik Ürün SertifikasıBIO Cosmetique Ekolojik Kozmetik SertifikasıÖko Test Ekolojik Ürün Sertifikası
TESKTİL ÜRÜNLERİNDE KULLANILAN ORGANİK (EKOLOJİK) SERTİFİKALAR
a. Organiğin Tanımı
Sözlük anlamı: Canlı organizmalardan türetilmiş.
Günlük yaşamımızdaki anlamı: Hammaddeleri sentetik gübreler, böcek ilaçları ve hormonlar kullanılmaksızın yetiştirilen, sentetik kimyasallar kullanılmaksızın prosesten geçirilen besin, tekstil, kozmetik vb. ürünler.
b. Organik Tarım
Organik besin veya kozmetik maddelerini oluşturacak olan bitkiler önceden belirlenmiş ve kesin üretim standartlarına göre yetiştirilirler.
Organik sertifikalı buğday, arpa vb. gibi tahıllar, diğer ekinler, sebzeler ve meyve veren ağaçlar konvansiyonel böcek öldürücüler (özellikle toprakta ve doğada bozulmadan kalıcı olabilen aldrin,chlordane, DDT, dieldrin, endrin, heptachlor, hexachlorobenzene, mirex, toxaphene) kullanılmaksızın yetiştirilmelidirler, çünkü bu kimyasallar kolaylıkla toz veya gaz hale geçerek yeraltı ve yerüstü sularının yanında atmosfere de karışarak yüzlerce kilometrelik mesafeler katedebilmekteler.
Bu kimyasallar biyolojik sistemlerde ilk konsantrasyonlarının 70,000 katına kadar birikebilmekte, zararlı etkilerini yıllarca sürdürebilmektedirler.
Bu böcek ilaçları hedef gruplarından çok daha geniş ve insanları da içine alan bir grup canlı için tehlike arzetmekteler. İnsanlarda endokrin sistemi düzensizliklerine, kansere, bağışıklık sistemi hastalıklarına, sinir sistemi hastalıklarına, kısırlığa, sakat doğumlara yol açmaktadırlar. Bu sentetik maddeler kuşlara, balıklara ve doğadaki diğer canlılara da büyük zararlar vermekteler.
Organik tarımda kullanılması yasaklanan kimyasallardan diğer bir grup ta inorganik gübrelerdir. Özellikle fosfat içeren suni gübreler zamanla tarla toprağında arsenik, kadmiyum ve uranyum birikimine neden olmakta, bu elementler besin maddeleriyle insan sağlığını tehdit etmekteler. Ayrıca suni gübrelerin üretim teknolojileri de madenlerden taşınmaları ve arıtılmaları sırasında çevreye zararlı olabilmektedir.
Organik tarımda kullanılması öngörülen organik gübreler; katı halde hayvan gübresi, hayvan gübresi ve su karışımları, mutfak ve ev artıklarının beslediği kurt karışımlarının oluşturduğu gübreler (vermicompost), turba (yosun), atık sular ve guano (martı gübresi) dir.
Organik ürünler tüketiciye ulaşmadan önce kesinlikle iyonize radyasyona maruz kalmamalı ve hazırlanmaları sırasında renk verici kıvam arttırıcı sentetik katkı maddeleri kullanılmamalıdır.
Bazı ülkelerde genetik modifiye edilmiş ürünler de organik listesinden çıkarılmıştır.
c. Organik Ürünler
Ürünün organik olduğunu nasıl anlıyoruz?
Türkiye de özellikle son zamanlarda tüketicinin organik konusundaki bilinç yetersizliği fazlasıyla kötüye kullanılmaya başlandı.
Birçok ürünün üzerinde gerçekten organik prosüdürüne uymadığı halde “% 100 organiktir” ibaresi yer alıyor. Firmalar özellikle bitkisel ürünlerde kullandıkları bitkileri zaten doğadan topladıklarını ve doğadaki herşeyin de organik olduğunu belirtiyorlar.
Üretimde zorunlu olarak kullanılan yardımcı kimyasal maddelerin de organik yönetmeliğine uygun ve dikkatle seçilmesi gerçeğini görmezden geliyorlar.
Kozmetik, deterjan, tekstil, gıda, bitki, mobilya, mimari malzemeler, hangi sektördeki organik ürünü kullanırsanız kullanın bir ürünün organik olabilmesi için toprağından üretimindeki son aşamalarına kadar her adımının organik yönetmeliğine uygun hazırlanması gerekiyor.
Uluslararası sertifikasyon kuruluşları, üretimin başından sonuna kadar denetim ve araştırmalar yaparak ürünü organik olduğunu belirten bir sertifikayla belgelendiriyorlar.
Tüketicinin ürünü alırken dikkat etmesi gereken nokta, ürünün denetleme kurumlarının verdiği “organik” ibareli ve sertifika numarası yazılı bir etikete sahip olmasıdır.
d. Organik kozmetiğin aciliyeti
Kozmetikler, farkedilmeden insanların günlük bakım alışkanlıklarında önemli bir yer tutmaktadır. Ortalama bir kimse hergün en az birkaç kozmetik ürünü birden kullanmaktadır. Bunlar diş macunlarından başlayarak parfümler, makyaj malzemeleri, deodoranlar, sabunlar, saç bakım ürünleri, saç boyaları, traş köpükleri, cilt kremleri ve diğer bakım ürünleridir.
İnsanların çoğunluğu, bu ürünlerden kaynaklanan çok az problemle karşılaştığını düşünür. Ancak dermatologlar uzun süreli kullanımın hemen veya yıllar sonra da ortaya çıkan birçok iç ve dış hastalığa neden olabileceğini belirtmekteler.
Yüzlerce sabun, şampuan ve cilt kremi üreticisi ürün üzerindeki etiketlerde kendilerini doğal ve organik olarak tanımlamaktalar.
Bir nemlendirici krem organik kivi, organik çilek, organik aloe vera kullanılarak üretilmiş olabilir, ancak aynı krem üretim aşamasında onaylanmış organik kimyasallar listesinde yer almayan sentetiklerle formüle edilerek kullanıma sunulmuşsa bu ürün organik özelliğini kaybedecektir.
Kozmetik ürünlerde, amaçlanan etkiyi yaratacak sentetik hammaddeler ve sentetik katkı maddelerinin kullanılması raf ömrü vb. ticari endişeler de göz önüne alındığında artarak süregelmektedir.
Örneğin şampuan ve sabunlarda zengin köpük, temizlik kokusu ve uzun raf ömrü genellikle yüzey-aktif sentetik kimyasallar tarafından sağlanıyor. Kozmetik ürünlerde kullanılan nemlendiriciler çoğunlukla petrol türevi jelatin benzeri bir madde olan petrolatum gibi kimyasallar içeriyor, aynı kremlerde kullanılan ve cilde kadife gibi bir yumuşaklık veren silikon bazlı dimethicone gibi.

Bunlar, yağlayıcılar, nemlendiriciler, koruyucular, antioksidanlar, farmasatik ajanlar, polimerler, boya ve koku verici maddeler, karışımı homojenleştirici, koyulaştırıcı özellikleri olan ve yaklaşık % 80 i sentetik bazlı maddelerdir.
Bu tür sentetik kozmetik katkı maddelerinin bazılarının uzun süreli temas sonrasında astım, alerji, cilt döküntüleri ve cilt, meme, rahim ve yumurtalık kanseri riski oluşturduğu tesbit edildiği için bu konu son yıllarda tüm dünyada sağlık kuruluşları ve tüketici organları tarafından mercek altına alınmıştır.
Günümüzde gerçek organik bitki ve hammadde karışımları sertifikasyon ve diğer denetimlerden geçerek onaylanmaktadır.
Bebek ve insan sağlığına yan etkileri olmayan organik üretim teknikleri uygulanmış ürünlerin kullanımı çok önem kazanmıştır.
e. Sertifikasyon
Organik sertifikasyon organik besin maddeleri ve diğer organik tarım ürünlerinin üreticilerini kapsayan bir sertifikasyon işlemidir. Ülkelere göre değişiklik göstermekle birlikte sertifikasyon kriterleri genel olarak ;
  1. Sentetik kimyasal üretim maddelerinin kullanımının engellenmesi (suni gübre, böcek öldürücü kimyasallar, antibiyotikler, katkı maddeleri vb.)
  2. Bir süre boyunca tarım ve hayvancılık yapılan alanların kimyasallar kullanılmadan işlenmesi şartı (genelde 3 yıl ve üzeri)
  3. Tarihe göre üretim ve satış kayıtlarının detaylı olarak döküman halinde saklanması (ilerideki denetimlerde tekrar incelenmek üzere)
  4. Sertifikalandırılmamış ürünler ile sertifikalı ürünlerin kesin fiziksel sınırlar ile birbirinden ayrılmış olmaları
  5. Periyodik olarak tarım ve hayvancılık alanlarının sertifikasyon kuruluşlarınca denetlenmesidir.
Bazı ülkelerde sertifikasyon sadece devlet kuruluşları tarafından yürütülmekte olup "organik" teriminin ticari olarak ürün tanıtımı, ürün ambalajları ve ürün etiketlerinde kullanılması da kesin kurallara bağlanmıştır.
Sertifikalı organik ürünler sertifikasız ürünlere uygulanan yönetmeliklere de uygun olmak zorundadırlar.
Dünyadaki gelişmeler
Giderek artan bir yoğunlukta organik üretim birçok ülke tarafından teşvik ve regüle edilmektedir. ABD, Avrupa Birliği, Avustralya, Japonya ve diğer ülkeler üreticilerin pazara organik ürünler sunabilmelerini "Organik Sertifikasyon" a bağlamışlardır.
Eskiden organik tarım küçük aile işletmesi çiftliklere özgü ve köy pazarlarında satılan ürünlerle sınırlıyken son yıllarda çok daha yaygın bulunabilmekte ve tüketilmektedir. ABD de son yıllarda konvansiyonel gıda pazarı yıllık % 2-3 artış gösterirken organik gıda pazarı % 17-20 civarında büyümüştür. Organik pazara her yıl büyük firmalar geçiş yapmaktadır.
Tüketiciye ulaşan herhangi bir ürünün organik olup olmadığı sadece üzerinde bulunan organik sertifikalı olduğunu gösteren işaretler ile doğrulanabilir.
f. Organik ile sentetik arasındaki önemli farklar
Son yıllarda sağlıklı kalmak son derece zorlaştı. Gelişen teknolojiyle birlikte hayatımıza birçok kimyasallar girdi. Çoğu gizliden gizliye yiyecekten ilaca, giysiden kozmetiğe yaşantımızın her anını paylaşır oldular. Yaşam kalitemizi bozan, hastalıklara neden olan doğamıza kesinlikle aykırı bu sentetiklerle sürekli bir aradayız.
Vücudunuza zararlı yabancı maddeler (toksinler) girdiğinde, vücudunuz bunların bir kısmını doğal yollarla atacak, ama bir kısmı vücut içinde saklı kalacaktır. Vücudunuz, sahip olduğu doğal savunma mekanızmasından dolayı, bu yabancı maddeleri yağ ile sarmalayarak zarar vermesini engellemeye çalışacaktır. Bu da zaman içinde depolanan yağ miktarını artıracaktır.
g. Sentetik ürünlerin uzun vadede insan bedenine zararları
Modern yaşamın günlük hayata getirdiği en büyük değişikliklerden biri de attığımız her adımda sentetik kimyasallarla karşı karşıya kalmamız. İnsan bedeni tabii ki yaşamını destekleyen kimyasallardan oluşuyor ancak bedenimize nüfuz edecek yanlış tipte zararlı kimyasallar ciddi hasarlar bırakabiliyor.
İngiltere'de tescil edilmiş 30,000 in üzerinde kimyasal kayıtlı. Bazıları hayatımızı kolaylaştırıyor, bazıları hayatımızı daha güvenli kılıyor, ama ya diğerleri ?
Tüketicilerin sadece İngiltere'de güzellik ve bakım ürünlerine yaptıkları harcama yılda 6,4 milyar sterlini bulmakta, ancak bu malzemelerin bedenimiz üzerinde yaptıkları etkiler henüz tam olarak gün ışığına çıkarılmış değil. Güzellik endüstrisi ürünlerinin ne kadar saf, basit ve organik olduğunu tanıtan reklamlara yılda 600 milyon sterlin harcarken bunların arkasındaki gerçekleri araştıran kuruluşlar bu reklamların aksi iddiaları gündeme taşıyorlar.
WWF (Dünya Doğal Hayatı Koruma Derneği) İngiltere Toksik Kimyasallar direktörü Elizabeth Salter Green bedenimizdeki hormon dengesini bozan ve doğal ortamda çok uzun süreler bozulmadan kalan toksik kimyasalların tüketici sağlığını olumsuz yönde etkilediğini belirtiyor.
Bazı parfümler (her 100 parfümün 20 si) organik olarak üretilmekteler ancak günlük hayatımıza giren ve sayıları 5,000 e yaklaşan parfümler, deterjanlar, yumuşatıcılar, halı ve yer temizlik malzemeleri, hava temizleyiciler, kokulu mumlar, tütsüler gibi maddelerde kalıcı koku etkisi yüksek sentetik ve çoğunlukla petrol bazlı koku vericiler kullanılıyor.
Bunlar sadece burnumuz ve akciğerlerimiz yoluyla değil, cildimiz ve yediğimiz koku katkılı besinlerle sindirim sistemimiz yoluyla da bedenimize nüfuz etmekteler. Bunlardan bazıları yapılan anne sütü, kan ve idrar analizlerinde ölçülebilir oranlarda bulundu.
Gerçekte birçok parfüm üreticisi firma ne yazıkki sentetik besin kokuları satışlarından kozmetik parfüm satışlarına oranla çok daha fazla gelir elde etmekte.
Kozmetiklerde migren, astım ve çeşitli alerjileri tetikleyen birçok sentetik koku maddesi bulunuyor. Klinik deneylerde dikkat dağılması, depresyon, tahriş, üreme organları problemleri, hiper tansiyon , kalp ritm bozuklukları gibi birçok yan etkiye de neden olabildikleri sonuçları ortaya çıkıyor.
2002 yılında İsveç’te yapılan bir klinik araştırma sonucunda diş macunları, sabunlar, vücut ve vajinal şampuanlar, ev temizlik maddelerinde kullanılan Triclosan’ın anne sütü örneklerinin %60 ında yüksek konsantrasyonlarda bulunduğu belirlendi.
2003 yılında Avrupa Birliği 2 adet Pthalate’ın kozmetik ve koku endüstrisinde kullanımını yasakladı. 
Bu maddelerin insan bedeninde östrojen hormonunu taklit eden bir yapı içerisine girdikleri, dolayısıyla erkeklerde testis bozuklukları, bebeklerde doğum sakatlıklarına ve bazı kanser çeşitlerinin tetiklenmesine neden oldukları halen araştırma konusu.
Klinik araştırmalarda göğüs kanserine yakalanmış kadınların kanserli doku testlerinde deodorant endüstrisinde kullanılan Parabenlere rastlanmıştır. Her ne kadar kesin olarak bu maddelerin lenf bezleri yoluyla kanseri tetiklediklerine dair kesin klinik bir sonuca varılmamışsa da dikkatli ülkelerin sağlık bakanlıkları her yıl benzer yapıdaki birçok sentetik maddelerin kozmetik üretiminde kullanılmasını yasaklayan listeleri güncellemektedirler.
İngiliz Sağlık Bakanlığı Mart 2005 ten itibaren yürürlüğe girmek üzere yayımladığı bir yönetmelikle bu tür tehlikeli sentetik maddelerin kozmetik endüstrisinde eser miktarda dahi kullanımını kesin olarak yasaklamıştır.
Organik Ürünlere Güvenebilir Miyim?
Bir ürünün Organik Sertifika sahibi olabilmesi için:
Avrupa Birliği standart ve kurallarına göre T.C.Tarım Bakanlığı’nın yetkilendirdiği (çoğu uluslararası yetkili) sertifika kuruluşları tarafından,

Tarla’nın denetlenerek sertifikalanması
Çiftçi’nin eğitilip, denetlenerek sertifikalanması
Tohum’un denetlenerek sertifikalanması 
Doğal Gübre’nin denetlenerek sertifikalanması
Doğal Böcek İlacı’nın denetlenerek sertifikalanması
• Yetişen Ürün’ün denetlenerek sertifikalanması
• Ürünü İşleyen’in denetlenerek sertifikalanması
• Ürünü Paketleyip Pazarlayan’ın denetlenerek sertifikalanması gerekir.
Organik ürünlerin fiyat farkının sebebi:
• Yukarıda sayılan tüm denetim ve sertifikalama işlemleri için her bir üretim döneminde ayrı ayrısertifika ücreti ödenir
• Doğal Tohum kullanıldığından verim düşüktür,
• Suni Gübre kullanılmadığından verim düşüktür,
• Organik Gübre ve İlaçlar kimyasallara oranla çok daha pahalıdır
• Organik ilaçlar kimyasallar kadar etkili olmadığından fire verilir
• Tarlaya traktör ve tarım aracı giremediğinden işçilik maliyeti yüksektir
• Eğer öncesinde tarlada kimyasal gübre ve ilaç kullanılmışsa 5 yıla varan süreyle tarla bekletilir
• Organik ürün tüketimi düşük olduğundan, organik üretim yapan işletmeler küçüktür, birim maliyetler yüksektir.


Monsanto: Skandallarla Dolu 50 Yıl-Giriş

Monsanto: Skandallarla dolu 50 yıl ~Giriş~

Haber Merkezi • 21/02/2012
GDO’lu gıda hayatımızın her köşesine yavaş yavaş nüfuz ettirilmeye çalışılıyor. Kamuyounun bu konuda net bir karşı çıkışı olduğu bilinmesine rağmen GDO’lu gıdalara ithalat izinleri hızla ve eksiksiz veriliyor. Halk sağlığı ve bizden sonraki kuşakların “temiz ve doğal gıda” hakları yerine şirketlerin kazanacağı paraların hesapları yapılıyor.
Yine de toplumun GDO konusuna olan tepkisi giderek büyüyor. Çocuğuna “ne idüğü belirsiz”, “canavar” gıda yedirmek istemeyen anneler, tehlikenin büyüklüğünün farkında olan tüketiciler, doğanın ya da “Yaradan’ın işine” karışılmaması gerektiğini savunanlar, doğal tarım ve gıdanın “sürdürülebilir bir gelecek” için tek yol olduğunu bilenler örgütleniyor, GDO’ya karşı seslerini yükseltiyor.
Biz de Yeşil Gazete olarak bu haklı isyana verdiğimiz desteği, GDO denince akla ilk gelen çok-uluslu şirket olan Monsanto’nun ipliğini pazara çıkaran bir dosyayı Türkçe’ye çevirerek devam ettiriyoruz.
Ünlü ve saygın Le Monde gazetesinde geçtiğimiz günlerde yayınlanan bu dosyada Monsanto firmasının zehir, yalan, skandal ve ölüm dolu 50 yılınıinceliyoruz.
Orijinal metinden Türkçe’ye çevirinin Tuğçe Tuğran, redaksiyonun Durukan Dudu tarafından yapıldığı bu mini dosyamız 3 yazıdan oluşacak.
İlk yazı 22 Şubat Çarşamba Yeşil Gazete’de.
Kaynak: Yeşilgazete
URL: http://www.yesilgazete.org/?p=50287

GDO'ya dair Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar'ın duruşunu ifade eder bildirimizdir.



Kamuoyu'na, Hükümet'e ve Basın'a


TÜGİDER'in GDO'lu üç soya türünün "yem amaçlı" ithalatıyla ilgili olarak
Biyogüvenlik Kurulu'na yaptığı başvuru
ve
GDO'ya dair
Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar'ın duruşunu ifade eder bildirimizdir.


20 Şubat 2012

Saygıdeğer dostlarımız,

Bildiğiniz üzere Slow Food'un İstanbul'da yapılanan bir birliği olan bizler, yani Fikir Sahibi Damaklar, 10 Şubat 2012 Cuma günü sosyal medyada bir kampanya başlattık ve takipçilerimizi birer imza atarakTÜGİDER'in üyesi bir avuç şirkete "TÜGİDER'in Biyogüvenlik Kurulu'na GDO'lu soyanın yem amaçlı ithalatı için yaptığı başvuruyu onaylıyor musunuz?" diye sormaya davet ettik.

Şüphesiz takip ediyorsunuz, TÜGİDER, üyesi olan şirketler adına,Biyogüvenlik Kurulu'na bir başvuruda bulundu ve Mon40-3-2, A2704-12 ve Mon89788 olarak ifade edilen GDO'lu soya türlerinin "gıda amaçlı" ithalatı için onay istedi.

Biyogüvenlik Kurulu bu üç GDO'lu soya türüne "gıda amaçlı" ithalat onayı verecek olursa, eğer, çocuklarımızın gıdası şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde GDO içerebilecek!

Biz, Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar olarak her derneğin, her kurumun, her oluşumun içerisinde en az bir kişinin vicdanının sesini duyabileceğine inanan, insanın zaaflarıyla limitli ancak vicdanıyla yükselen bir varlık olmasından ilham alan bir hareketiz.

Dolayısıyla TÜGİDER'i suçlamak yerine, bu ithalattan en az çıkarı olan şirketlerin, en az birinin vicdanını dinleyeceği umuduyla sorduk:  

"siz, GDO'lu soyanın gıda amaçlı ithalatını onaylıyor musunuz?"

Fevkalade küçük, alçak gönüllü bir kampanya, bu!

Başlayalı 10 gün olduğunu halde, toplanan imza sayısı henüz 300'ü geçti! Ama, sahiden de bir üye duydu bizi ve 11 Şubat 2012 günüTÜGİDER'den istifa etti!

15 Şubat Çarşamba günü ise telefonlarımız çalmaya başladı.

Arayanlar TÜGİDER üyesi kimi şirket yetkilileriydi. Soruları iseTÜGİDER'in üyelerine yolladığı bir bilgilendirme notunda yer aldığını ifade ettikleri "Slow Food'un Avrupa örgütlerinin binde 9 oranında bir GDO bulaşanını kabul ettiği" vurgusunun doğru olup olmadığıydı.

Doğru olmadığını söyledik: Slow Food gerek Türkiye'de, gerek Avrupa'da ve gerekse de tüm dünyada GDO'ya 1 değil, 10 nedenden ötürü açık ve net olarak karşıdır. Konu ile ilgili Slow Food Merkez Ofis'in hemen ertesi gün gönderdiği bir mektubu da kendileriyle paylaştık.

Bununla birlikte hepimizi bir merak aldı, acaba 13 Şubat 2012 tarihliTÜGİDER üye bilgilendirmesinde Slow Food hakkında bu kadar net bir hata mevcutsa, başka ne yazıyordu ve derhal derneğin yönetimiyle temasa geçtik.

Tüm gayretimize ve ısrarlı yazışmalarımıza rağmen TÜGİDER yetkilileri bizlerle üye bilgilendirme notunu paylaşmadılar. Ancak yazışmalarımız sırasında ifade bulan cümlelerden kavradığımız, 13 Şubat 2012 tarihliTÜGİDER üye bilgilendirmesinde Slow Food'dan bahsedilmiş olduğu ve bu bahisin maksadını aşan bir vurgu ile yapıldığıdır.

Konu bizler adına hassas bir konudur ve bu vesile ile sizlere hitap edebilmek, GDO konusunu nasıl değerlendirdiğimizi paylaşmak isteriz.



1. Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar olarak ilk GDO yönetmeliğinin yayınlandığı 2009 yılından bu yana "GDO'ların yönetilmesini değil yasaklanmasını istiyoruz", "Yemiyorsak sebebi var" ve "Etiket Hafiyeleri" kampanyaları ile duruşumuzu kamuoyu ile paylaştık.

Bir bilim dalı olarak genetiğe karşı olmayı şüphesiz yanlış buluyor, insan merakının, araştırmacı bakışın ve bilimsel disiplinin karşılığı gelişen bu alanı son derece önemsiyor; ancak yansımaları tüm doğal dengeyi kapsayacak bir şekilde yapılan GDO'lu üretimi son derece tehlikeli buluyor, bunun neticesi ürünlerin "gıda" adı altında çocuklarımıza sunulmasını ise tahammül edilemez bir hata olarak değerlendiriyoruz.

Pek çok zirai mücadele ilacının ve hatta pek çok sağlık adına fevkalade olduğu ilan edilen ilacın yıllar sonra çıkan yan etkileri sebebiyle raflardan indirilip "zehir" sayıldığı süreçlerin ertesinde, kör derecesinde bir güvenle, GDO'lu ekim ve GDO'lu üretim yapılıp, gıda niyetine tüketiliyor olmasını kabulde çok, çok zorlanıyoruz.

Bizler, yani Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar gönüllüleri, çocuklarımızın birer kobay olmasına razı olmayan endişeli bireyleriz ve GDO'lara karşı savaşın "bilinçli tüketici" ile kazanılacağı inancı ile farkındalık yaratmayı sorumluluk edindik.

2. Türkiye'nin bir tarım politikası eksiği olduğunun idrakındayız. Ancak büyüme endeksli ekonomik politikaların tarım alanında alt yapı eksikliği ile kesişiminde, özellikle hükümetler adına, verilmesi fevkalade zorlu sınavlar var.

Bunun bilincindeyiz.

GDO'lu yem hususunda durum, bu sınavı vermek adına yatırım yapmak ya da dışarıya bağımlı, GDO'lu yem seçmek arasındaydı ve hükümet malesef ikincisinden yana kullanılmıştır tercihini.

Bu tercihin hayal kırıklığını yaşamaktayız.

Benzer bir kısa vade çözümün gıda hususunda tekrarı, hayal kırıklığımızı katlayacak, öfkeye çevirecektir. Nihayetinde çocuklarımızın gıdasının şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde GDO'lu olabilme ihtimalinden bahsediyoruz!

3. Türkiye'nin asıl marka değerinin gıdası olduğunu sayın Mehdi Ekerdefaten ifade etmiştir. Kendisine katılıyoruz. Ancak, Türkiye'nin marka değeri gıdası "paketli sanayii mamulü gıda" değildir. Türkiye'nin marka değeri atalık tohumları, yerel lezzetleri ve kültürel mirası üretimleridir.

Bu bağlamda baktığımızda GDO'lu soyanın "gıda amaçlı" ithalatının hiç bir şekilde bize has olan gıdaya değil, uluslararası manada benzeri her an her yerde bulunan paketli mamullere yarayacağının bilgisiyle bu başvuruyu tahammül edilemez bir öneri olarak değerlendiriyor ve sayın bakanın da bizimle benzer hisler taşıdığına güvenmek istiyoruz.

4. Türkiye, kendi tarım ve hayvancılık yatırımlarını tamamlamadan, başka ülkelerin tarım ve hayvancılık yatırımlarının karşılığı ürünleri almaya, o ülkelerin üreticilerini, aracılarını zenginleştirmeye mesafeli durmalıdır.Gıdamız, yaşam teminatımızdır. Gıdamızın üreticisi köylü, sahiden de efendimizdir. Köylümüz ürettiği sürece var olacağımız, var kalacağımız aşikardır. Köylümüzün de varlığının güvencesi atalık tohumları, yerel lezzetleri ve kültürel mirası üretimleridir.

Korunması, desteklenmesi gereken bunlardır.

5. TÜGİDER genel sekreterinin basına açıklamalarından kavradığımız kadarı ile, dernek, bu başvuru aracılığı ile AB'nin binde 9 oranında kabul ettiği GDO bulaşıklığı kabulünü, Türkiye'nin GDO yönetmeliğine zorlamak amacındadır.

Biz, Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar olarak ithalat yoluyla yasa değiştirmeyi yadırgıyor ve hükümetin de benzer bir bakışla durumu değerlendirmesini bekliyoruz.

2010 yılının Ağustos ayında son halini alan GDO yönetmeliğimiz uyarınca Türkiye'de binde 9 GDO bulaşığı kabulu yoktur ve nedeni son derece adil, son derece haklıdır:

Binde 9 GDO bulaşığı oranı, dünyada, GDO'lu ekim yapılan ülkelerde, GDO'lu tarım arazilerinden yayılan polenlerin diğer ürünlere bulaşma ihtimali üzerinden hesaplanmış bir orandır. GDO'lu tohumla tarım yapılması yasak olan Türkiye'de ise böyle bir ihtimal olmadığından, bulaşıklık konusu da geçerli değildir!

Yasa gereği, Türkiye'de, binde 1 oranında dahi GDO bulaşıklığına rastlanmış ürün, GDO'ludur diye damgalanmak durumundadır. Yani bir ürün ya GDO'ludur, ya da değildir. Ara sınırlar, muğlaklıklar söz konusu değildir ve bu tüketici için fevkalade önemli bir garantidir.

TÜGİDER'in ithalat yolu ile delmeye gayret ettiği bu yasayı korumanın çocuklarımıza borcumuz olduğunu gerek kamuoyuna ve basına ve gerekse de hükümete hatırlatmayı görev sayıyoruz.


Hürmetlerimizle, 

Defne Koryürek, lider
Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar




Konu ile ilgili olarak Türkiye'nin dört köşesindeki Slow Food konviviyumlarıyla liderini aracılığı ile iletişime geçebilir ve GDO hususunda görüşlerine başvurabilirsiniz : 

Kars konviviyumu

Koculu, İlhan
Yeni Çamlica Mah. Yedpa İş Merkezi G Caddesi A-213 Ümraniye, İstanbul 


Adapazarı konviviyumu

Ertürk, Ayşe Berin
Adapazarı


İzmir, Çeşme Alaçatı konviviyumu

Erboy, Talat
2027 Sokak No. 8
35950 - Alaçatı, Çeşme 


Ankara konviviyumu

Öney, Tan Aylin
Rafet Canitez cad. 58/1, Oran Sitesi, Oran
06450 - Ankara 


Iğdır konviviyumu

Alagöz, Haydar
Aşağı Çamurlu Köyü Hacı Ömer Şark Çiftliği
Aralık, Iğdır 

Aydın, Yenipazar konviviyumu

Elmas, Nazan
Çarşı Mah. İnönü Cad. N:26/2
09350 - Aydın, Yenipazar 


Balıkesir, Ayvalık konviviyumu

Kürşat, Ali
Tellikavak Mevkii No. 7
10400 - Ayvalık 


Muğla, Bodrum konviviyumu

Marciano, Francis
Pk 7, Yalikavak
48400 - Bodrum 


İzmir, Bardacık konviviyumu

Atilla, Nedim
Ankara Cad 64/1
Bornova, İzmir 


Çanakkale, Bozcaada konviviyumu

Soley, Resit
Corvus Bağları
Bozcaada 


Gaziantep konviviyumu

Hösükoğlu, Filiz
İncilipınar Mah. 3 nolu Cad.
Bayel İş Merkezi- A Blok.
No:101- Kat: 1 Şehitkamil
27090 - Gaziantep


Çanakkale, Gökçeada konviviyumu

Yurtseven, Hüseyin Ridvan
ÇOMÜ Gökçeada MYO
17760 - Gökçeada/Çanakkale 


İstanbul, Fikir Sahibi Damaklar konviviyumu

Koryürek, Defne 
Cumhuriyet cad. 241
Harbiye - İstanbul 


İstanbul, Yağmur Böreği konviviyumu

Yavi, Ayfer
Sayhan Sitesi F Blok 
B Kapi D.10
1.Ulus (TRT 2 Karsisi)
34347 - İstanbul


İstanbul, Balkon Bahçeleri konviviyumu

Kabasakal, Leyla
Barbaros Mah.
Kentplus Sitesi
3. Etap D7 Blok No:62
34726 - İstanbul


İzmir, Teos konviviyumu

Soyer, Neptün
Teos Tatil Köyü Seferihisar
35460 - Izmir 


İzmir, Zeytindalı konviviyumu

Girişmen, Gül
Atatürk Candede Cad.
14A/1 Eski Foça
35680 - Foça, İzmir 


Samsun konviviyumu

Özbek, Tahsin
Esenevler Mah.
Alidayi Sitesi, 10. sok,
A blok n. 3 Atakum
55400 - Samsun 


İzmir, Tire konviviyumu

Türkeli, Handan
Kaplan Köyü
Tire, İzmir 


İzmir, Urla konviviyumu

Bengisu, Bilge
Eski Çeşme Yolu 34
35430 - Urla, Izmir