Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, 150 yerli ve yabancı biliminsanının katıldığı Marmara Denizi 2010 Sempozyumu’nun özel oturumunda, “Lüfer artık AB’nin de gündemi. AB’ye bir lüfer dosyası gönderdik” dedi.
Lüferin Marmara Denizi’nde neslinin tükenmesiyle ilgili iki yıl önce bir kampanya başlattıklarını ve bunun geçici olacağını düşünenlerin yanıldıklarını söyleyen Öztürk, “Fikir Sahibi Damaklar’la birlikte iki gönüllü kuruluş yola çıktık. Türkiye’nin tarihinde ilk defa bir balığın korunması için tanıklık ediyoruz” dedi. Lüferle ilgili AB'ye rapor vermelerinin Türkiye’yi şikâyet etmek anlamına gelmediğini de açıklayan Öztürk şöyle devam etti:
“Tarım Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü bizi dinlemiyor, bizi pek ciddiye almıyor, biz Bakanlığın kapısına kadar gittik, özel kalemle görüştük… Bu sorunun Brüksel’e taşınmasını istemezdik. Fakat lüfer konusu sadece bizi ilgilendirmiyor. Biz bu ülkenin çocukları, kendi sularımıza ve balıklarımıza sahip çıkamıyorsak, o zaman başka haklarımızı da kullanacağız. AB’nin komisyon üyeleri 8 Ekim 2010 Cuma günü İstanbul’a gelecek.”
BALIKÇILIK KURULTAYI ARALIKTA
Lüfer konusunda daha yolun başında olduklarını da dile getiren Bayram Öztürk, önümüzdeki aralık ayında yapılacak Balıkçılık Kurultayı’nın müjdesini verdi.
Yunanistan, Rusya, Bulgaristan ve Romanya’yla yazıştıklarını söyleyerek balıkları markalama işlemine de başlayacaklarını belirtti. “Lüfer ve palamutu markalamaya başlayacağız. Böylece balığın hangi sahilleri takip ettiğini de göreceğiz” dedi. Balıkçı düşmanı olmadıklarını şu sözlerle ifade etti: “Balıkçılarımızın para kazanmasını, başka ülkelerde bayrak göstermesini istiyoruz. Bunun için çok çalıştık ama artık yol ayrımındayız, çünkü gelecek kuşaklara bırakacak canlı kaynaklara ihtiyacımız var.”
LÜFER KORUMA TİMİ!
TÜDAV’ın AB’ye gönderdiği raporda, “50 metre derinlik başta olmak üzere Türkiye’de sürdürülebilir balıkçılıkla ilgili istekleri olduğunu, lüfer kampanyasına destek ve AB Balıkçılık Uyum Yasalarıyla ilgili yardım talep ettiklerini” de aktaran Öztürk, “Balıkların korunmasında Tarım Bakanlığı Koruma ve Kontrol’deki arkadaşların bize yardım etmelerini bekliyoruz” dedi.
Fikir Sahibi Damaklar Hareketi kurucusu Defne Koryürek de yurttaşları tezgâhtaki küçük balıkları almamaya çağırdı. Koryürek, “Ayın 15’inden sonra lüferin arttığı dönemde sırtımızda lüfer koruma timi yazan tişörtlerimizle 21 santimin altında bütün sarıkanat çinekopun başında durup küçük bir eylem hazırlığındayız" dedi.
GDO ve MSG’li (monosodyum glutamat-E621) ürünlere hayır. Geleceğimiz için “etiket hafiyesi” olalım. Soğuk savaşların zamanı geçmiştir. Savaşlar artık gıda maddeleri üzerinden yapılmaktadır. Toprağımıza sahip çıkalım.Bilelim ki; HES'lerin faydası sadece kendisine. Yok edilen toprak ve bitki örtüsü bir daha geri gelmeyecek. Akarsu yatakları iki sene içinde kuruyacak. Denizlerimiz ve balıklarımız kurtarılmayı bekliyorlar.
Lüfer Dosyası AB Masasında (Şule Yıldırım-Birgün Gazetesi 28/09/2010)
Bu yasayla Silivri'de GDO koğuşu kurulur-Referans Gazetesi 27/09/2010
Son dönemde denetimsizlik nedeniyle ‘bakterili et' kriziyle boğuşan Türkiye'de, şimdi de Genetiği Değiştirilmiş Organizma' (GDO) tartışması kapıda. Uzun yıllardır yönetmeliği ve kuralları olmadan büyüyen GDO'nun yasası dün tartışmalarla yürürlüğe girdi. "Biyogüvenlik Yasası ve Yönetmelikleri" ile GDO ve ürünlerinin Türkiye'ye girişi denetim altına alınırken, sürecin uzun olması ve yeterli sayıda laboratuvarın bulunmaması nedeniyle yeni bir kaos yaşanacağı öne sürüldü. Yazının Devamı:http://twshot.com/2S57
"Doğada %100 Çözünür Poşet" (!) Kullanan Marketlere Mektup
Buğday Derneği, "doğada çözünen poşet"lerin bir yanılsama yaratarak çevreye yarardan çok zarar verdiğini belirten uzmanlarla görüşmüş ve bu bilginin iletişimini yapmıştı. Buğday Derneği, bu poşetleri üreten ve kullanan firmalara mektup gönderilerek, doğada çözünen poşetlerin bir çözüm olmadığını belirtti, marketlerde bez çanta kullananların ödüllendirilmesini ve naylon torbaların parayla satılmasını istendi.
http://www.bugday.org/article.php?ID=4132
Buğdayda Korku ve Endişe
Ali Ekber Yıldırım(17/08/2010)
Yaşı 35’in altında olanlar hatırlamaz. Yıllar önce pek çok ürün karaborsada satılırdı. Şeker kuyruğu,çay kuyruğu,yağ kuyruğu,benzin,sigara,tüpgaz ve daha bir çok ürünü almak için kuyrukta saatlerce beklenirdi. Bu bekleyişin sonunda istediği ürünü alan tüketici şanslı sayılırdı. Bazı ürünleri almak için torpil gerekiyordu. Paranız olsa bile ürün almanız kolay değildi.
Yıllar sonra Türkiye yeniden kuyruklarla tanıştı. İnsanlar bir kilo kıyma almak için saatlerce kuyrukta bekliyor. Yazının devamı için aşağıdaki linki tıklayın.
http://twshot.com/2M7L
Lüfer Yok Olmasın
http://www.hurriyet.com.tr/cumartesi/15601977.asp?gid=66
LÜFER HEP YAŞAYACAK
LU-Fear (Lüfer Korkusu) Koleksiyonu, ‘Lüfer Yok Olmasın’ kampanyasına destek için yaratıldı. Tasarımcı Deniz Mercan koleksiyonunun aksesuvar ve bazı parçalarını Rumeli Feneri’ndeki balıkçı eşleriyle üretti. ‘Kadınlar eve para getirirse, balıkçılar 24 cm’den küçük lüfer avlamak zorunda kalmaz ve lüfer nesli yok olmaz’ diye düşündü. Yazının devamı:
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN-TÜRK DENİZ ARAŞTIRMALARI VAKFI
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN
Sevgili Çocuklar!
Aşağıdaki resimlere tıklayınca, sevimli bir arkadaşla, Tombik'le tanışacaksınız. O'nun gittikçe bozulan, kararan, kirlenen yaşamını tanıyacaksınız. Tombik'e, Tombik'lere yardım etmek isteyeceksiniz. Sevgili çocuklar, yardıma hemen şimdi, bu resimlerle başlayabilirsiniz.
Nasıl mı?http://www.tudav.org/new/kids.php TIKLA.
GDO'da Baş Döndürücü Mevzuat-16/08/2010 Dünya Gazetesi
LOÇ Vadisinde Bir Cinayet İşleniyor
Loç Vadisi’nde bir cinayet işleniyor
Başlarında sarı yazmaları, yüzlerinde kaygıyla Loç halkı nöbette. Loç Vadisi’ne yapılacak HES ile suları ellerinden alınacak. Bu Loç için ölüm, halk için göç demek... Ancak kararlılar, direnecekler.
ESRA AÇIKGÖZ(Cumhuriyet Pazar 08/08/2010)
Yeşilden maviye dönüyor renkler, kahverengiye sonra da. Hepsi birbirinin içinde. Toprak, gök, orman, deniz... Doğa Derneği’yle Küre Dağları’nda yer alan Loç Vadisi’ne gidiyoruz. Bir süredir Loç Vadisi’nde nöbet tutan köylülerle konuşacak, dertlerini soracağız.
Gün akşamdan sabaha varıyor. Biz hâlâ yoldayız. Dağları tırmandıkça sisin altında kalıyor köyler. İstanbul’un kargaşasından doğanın sakinliğine sığınarak ilerliyoruz.
Küre Dağları, Karadeniz’deki diğer dağların aksine geniş kireçtaşı kayalıklarını barındırıyor. Devrekani Çayı ise bize eşsiz bir manzara sunuyor. Çay, beş büyük kanyon sisteminden geçerek dolanıyor Küre Dağları’nı. Bunlardan biri de dünyanın ikinci büyük kanyonu olan Valla Kanyonu.
Loç Vadisi’nin bir yüzü Karadeniz, diğeri Akdeniz özelliği taşıyor. Bir yüzünde sandal ağaçlarından oluşan ormanlar, diğerinde kayın ve göknar ormanları…
Bütün bu güzelliğin Loç Vadisi’ndeki Devrekani Çayı üzerine yapılmak istenen hidroelektrik santral (HES) projeleri nedeniyle yok olacağını düşündükçe hüzün ve öfke sarıyor. Oysa Loç Vadisi yaşamalı. Neden mi? Bırakalım yanıtı rakamlar versin:
Küre Dağları, 305 Önemli Doğa Alanı ve 122 Önemli Bitki Alanı’yla mutlak korunması gereken yerler arasında.
16’sı nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan 29 endemik bitkiye ev sahipliği yapıyor. Akyıldız (Ornithogalum kuereanum), dünyada sadece bu bölgede yaşayan yerel bir endemik tür.
Sadece bitkiler mi, hayvanlar için de iyi bir yuva bu alanlar. Alaca sinekkapan (Ficedula semitorquata) nesli küresel ölçekte tükenme tehdidi altında olan ve bu bölgede üreyen bir tür.
Loç Vadisi Akdeniz mikrokliması ve bitki örtüsü özellikleriyle eşsiz. Akdeniz makilikleri ve Karadeniz ormanlarının bir arada görüldüğü düşünülürse bu eşsizlik daha iyi anlaşılabilir.
Hepsi bu değil, yüzlerce insana da ev sahipliği yapıyor. Onlara yaşamları için ihtiyaç duyduklarını sunuyor hiç çıkarsız... Ancak 2000’de Milli Park ilan edilen bölge, şimdi devlet eliyle yok edilecek. Küre Dağları’nın kalbi Loç Vadisi’nde yapılması planlanan HES projesi, 4 bin 800 metre boyunca Devrekani Çayı’ndaki suyun en az yüzde 85'ini tünellere hapsedecek. Bu vadi için ölüm demek, insanlar için göç. Oysa Birleşmiş Milletler de geçen hafta suya erişim ve hıfzısıhhayı temel insan hakkı olarak tanıdı...
İşte, rahat evlerini bırakıp, yaşlıları ağrıyan dizlerine, yüksek tansiyonlarına aldırmadan, çocukları oyunlarını düşünmeden, gençleri gezmeyi umursamadan vadide nöbete tutan da bu. Loç halkı projenin yıkıcı etkilerine karşı iki haftadır suyun başında nöbette. Seslerini, oluşturdukları Loç Vadisi Koruma Platformu’yla duyurmaya çalışıyorlar. Ankara’da, İstanbul’da da eylemler yapıyorlar günlerdir.
Ağaçların arasında kurulmuş çadırlara doğru ilerliyoruz. Nöbet yerlerinde buluyoruz onları. Başlarında yine sarı yazmaları. Erdinç Ay, “Ümran Boru şirketi tamamen hukuksuz bir biçimde iş makineleriyle vadimizi, yaşam alanlarımızı talan etmeye, ağaçlarımızı kesmeye başladı” diyerek anlatıyor süreci, “Bir yandan da rant alanı haline getirilen derelerimizdeki suları 4 bin 800 metre boyunca taşımak için 3,55 metre çapındaki boruları topraklarımıza döşeyecek. Bunun için tapulu tarlalarımıza, bizleri korkutup sindirerek el koymak istiyor. Bu durum da devletin ve şirketlerin halkı yok saydığını gözler önüne seriyor. Ümran Boru’ya sesleniyoruz, Loç Vadisi’nde faaliyet gösteren şirketler vadimizden çıkana kadar suyumuzun başında nöbet tutmaya kararlıyız”.
Hanefi Taş, 58 yaşında. Altı çocuğunu bu topraklar sayesinde büyütüyor. Güneşin ilk ışıklarıyla başlayıp, akşama kadar toprakla uğraştığı günler uzak değil. “Bir ağaç gölgesinde bile oturamazdık çalışmaktan” diyor gözleri ağaçlara takılı, “Tam şimdi oturmak için fırsat bulduk. Şimdi de ağaçlarımızı kesmeye geldiler”. Ağaçlar onun için çocukları gibi. Nasıl olmasın? Her çocuğu için bir ağaç diken o değil mi? Şimdi bu ağaçların kesilmesine nasıl izin verebilir? Vermiyor. Vermeyecek. “Buraya gelen yolda elma, ceviz ağaçları vardı. Önünden her geçen canı çektiğinde koparır yerdi. HES yapmak için yol açma çalışmalarında kesmişler. Görünce sinir krizi geçirdim” diyor. Konuştukça öfke büyüyor sesinde: “Suyumuzu da, ağacımızı da vermeyiz. Gitsinler”.
Hele HES’çilerin kendilerini suçlaması yok mu? En çok da bu çileden çıkarıyor Hanefi Taş'ı, “HES’çi Bekir bizi ikna etmeye geldi. Kovdum. Bana ‘Misafir sevmiyor musun’ diye sordu. Misafir ev sahibini atıp, evini elinden alır mı? Bizi topraklarımızı satmaya ikna edemezler”.
Loç halkı başlarında sarı yazmaları, HES’in durdurulması için açtıkları davanın sonucunu bekliyorlar. Yakın zamanda bilirkişi heyeti raporunu hazırlayacak. Ancak davaya rağmen şirket çalışmalarını durdurmadığı için Loçlular da sularının başında nöbetteler. Zaman zaman şirket çalışanlarıyla, zaman zaman da jandarmayla karşı karşıya geliyorlar. Ancak mademki bunca yıl Loç Vadisi doyurdu onları, onlar da şimdi ona sahip çıkacaklar...
Bütün bunların sizin korunaklı yaşamlarınızdan uzakta geçtiğini düşünüp arkanızı dönmeyi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü Loç sadece bir halka. Türkiye’de iki bin HES projesi olduğu söyleniyor. İşin komiği ise, 2023 yılına kadar bu iki bin HES hayata geçirilse bile, elektrik ihtiyacının ancak yüzde 5’i karşılanabilecek… Bunun karşılığında ödenecek bedel ağır. Yüz binlerce ağaç kesilecek, yok edilen bitki örtüsüyle topraklar çölleştirilecek, iklim dengesi değiştirilecek, onlarca hayvan yok edilecek... Üstelik devlet, özel şirketlere devrettiği bölgelerin ne SİT alanı olmasını umursuyor ne de koruma altında olmasını...
Neyse ki devlet umursamasa da halk topraklarına sahip çıkıyor. Çünkü su hayattır ve hükümetin su politikaları pek çok yerde olduğu gibi Loç Vadisi’ndeki hayatı da çalıyor. Bu cinayete siz de dur deyin! Tehlike büyük ve her an sizin de kapınıza dayanabilir.
Tabiatın Can Damarı Dereler Alarm mı Veriyor?
Hidroelektrik santralleri ile ilgili tartışmaların arttığı, protestoların Çevre ve Orman Bakanlığı önüne taşındığı bir dönemde, konuyu uzmanıyla görüştük. İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve ÇEKÜD Bilim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Cumali KINACI ile Hidroelektrik Santralleri, nükleer enerji, çevre ahlakı, STK’lar gibi konuları konuştuğumuz söyleşimizi istifadenize sunuyoruz.- Doğu Karadeniz ve Anlatya'da planlanan 1600 santral ve kuruyan dereler
ÇEKÜD: HES’lerle ilgili yükselen seslerin şiddetini artırdığını görüyoruz. Ama ülkemizin enerjide dışa bağımlı olduğu ve enerji ihtiyacının büyük olduğu yadsınamaz bir gerçek. Öncelikle sizden HES’lerle ilgili istatistikî bilgi alabilir miyiz?
KINACI: Tartışmalı konularda iyi fikir sahibi olmadan görüş beyan etmek doğru değildir. Burada dilerseniz DSİ verilerini göz önüne alalım. DSİ verilerine göre bugüne kadar işletmeye alınan HES 13596 MW. Yani bu yılda 47,5 Milyar KW/sa enerji üretimi demek. HES’lerin toplam kurulu gücü 10783 MW. Bu konuyla ilgili aslında daha değişik ve daha detaylı veriler de mevcut; ama konuyu çok fazla rakama boğmanın bir manası yok.
Türkiye ne kadar elektrik enerjisi üretiyor? Şimdi HES derken, bir küçük santraller var bir de büyük hidroelektrik santralleri var. Burada hangisini kastettiğimiz çok önemli. Sadece göletler kurup arkasından elektrik ürettiğimiz HES’ler mi yoksa Atatürk, Keban gibi büyük santraller mi? Buna açıklık getirmek lazım. Ben prensip olarak şunu söylüyorum: “HES’ler belli bir büyüklüğün üzerinde olursa faydalı çünkü bizim enerji ihtiyacımız var kesinlikle.” Bu ihtiyaçtan da kimsenin taviz vermesi söz konusu değil. Şimdi yarım saat elektrik kesildiğini düşünün, yer yerinden oynar.
Kimse taviz vermeyeceğine göre bu enerjiyi bir takım kaynaklardan sağlayacağız.
Nedir bu enerji kaynakları? Fosil yakıtlar dediğimiz petrol ve ürünleri, kömür. Bunlar yenilenemeyen kaynaklar. Yani yeryüzünde sınırlı ve bittikten sonra yerine gelmiyor. Bunun yanında yenilenebilir enerji dediğimiz, güneş, rüzgâr, jeotermal, dalga vb. enerjiler var. Ancak yeryüzünde kullanılma oranları %10’u geçmiyor. Bazı İskandinav ülkeleri tabi bu ortalamanın üzerinde. Bunların dışında ne kalıyor? Birincisi tartışmalı enerji kaynağı olan nükleer santraller ve HES’ler. Nükleer santraller herkesin malumu Türkiye’de şu ana kadar kurulmadı. Yeni kurulması gündeme geldi ve bu da büyük tartışmalara yol açıyor. Buna karşılık Fransa ihtiyacının %78’ini nükleer santrallerden karşılıyor. Türkiye’nin kişi başına düşen enerji tüketiminden en az 5 kat daha fazla. Bundan 10 sene önce Fransa’nın kişi başı tüketimi 10000KW/sa civarındayken Türkiye’de 2000KW/sa ’di. Şimdi araştırılması gereken konu; nükleer santraller Fransa’da çok olduğu için kanser oranlarının Türkiye ile mukayesesidir. Acaba Fransa’da kanserli hasta nüfus oranı nedir?
- Hidroelektrik Santralleri
- Nükleer Enerji
- Halk ve Sivil Toplum Kuruluşlarının tepkileri
Röportajın tüm detayları için:
http://www.cekud.org.tr/
ÇEKÜD'den Uyarı:Geleceğimizi Lavaboya Dökmeyin.
Geleceğimizi Lavaboya Dökmeyin. Bir litre atık yağ 1 milyon litre temiz suyu kirletiyor... Evsel su kirliliğinin % 25’i de atık yağlardan kaynaklanıyor. İstanbul'da Sarıyer Belediyesi atık yağların toplanması çalışmalarını hızlandırıyor...... Yazının Devamı için :http://www.cekud.org.tr/haberx/365-
ÇEKÜD'DEN DUYURU
TABİATIN CAN DAMARI DERELER ALARM MI VERİYOR?
Hidroelektrik santralleri ile ilgili tartışmaların arttığı, protestoların Çevre ve Orman Bakanlığı önüne taşındığı bir dönemde, konuyu uzmanıyla görüştük. İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve ÇEKÜD Bilim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Cumali KINACI ile Hidroelektrik Santralleri, nükleer enerji, çevre ahlakı, STK’lar gibi konuları konuştuğumuz söyleşimizi istifadenize sunuyoruz.
ÇEKÜD: HES’lerle ilgili yükselen seslerin şiddetini artırdığını görüyoruz. Ama ülkemizin enerjide dışa bağımlı olduğu ve enerji ihtiyacının büyük olduğu yadsınamaz bir gerçek. Öncelikle sizden HES’lerle ilgili istatistikî bilgi alabilir miyiz?
KINACI: Tartışmalı konularda iyi fikir sahibi olmadan görüş beyan etmek doğru değildir. Burada dilerseniz DSİ verilerini göz önüne alalım. DSİ verilerine göre bugüne kadar işletmeye alınan HES 13596 MW. Yani bu yılda 47,5 Milyar KW/sa enerji üretimi demek. HES’lerin toplam kurulu gücü 10783 MW. Bu konuyla ilgili aslında daha değişik ve daha detaylı veriler de mevcut; ama konuyu çok fazla rakama boğmanın bir manası yok.
Türkiye ne kadar elektrik enerjisi üretiyor? Şimdi HES derken, bir küçük santraller var bir de büyük hidroelektrik santralleri var. Burada hangisini kastettiğimiz çok önemli. Sadece göletler kurup arkasından elektrik ürettiğimiz HES’ler mi yoksa Atatürk, Keban gibi büyük santraller mi? Buna açıklık getirmek lazım. Ben prensip olarak şunu söylüyorum: “HES’ler belli bir büyüklüğün üzerinde olursa faydalı çünkü bizim enerji ihtiyacımız var kesinlikle.” Bu ihtiyaçtan da kimsenin taviz vermesi söz konusu değil. Şimdi yarım saat elektrik kesildiğini düşünün, yer yerinden oynar.
Kimse taviz vermeyeceğine göre bu enerjiyi bir takım kaynaklardan sağlayacağız.
Nedir bu enerji kaynakları? Fosil yakıtlar dediğimiz petrol ve ürünleri, kömür. Bunlar yenilenemeyen kaynaklar. Yani yeryüzünde sınırlı ve bittikten sonra yerine gelmiyor. Bunun yanında yenilenebilir enerji dediğimiz, güneş, rüzgâr, jeotermal, dalga vb. enerjiler var. Ancak yeryüzünde kullanılma oranları %10’u geçmiyor. Bazı İskandinav ülkeleri tabi bu ortalamanın üzerinde. Bunların dışında ne kalıyor? Birincisi tartışmalı enerji kaynağı olan nükleer santraller ve HES’ler. Nükleer santraller herkesin malumu Türkiye’de şu ana kadar kurulmadı. Yeni kurulması gündeme geldi ve bu da büyük tartışmalara yol açıyor. Buna karşılık Fransa ihtiyacının %78’ini nükleer santrallerden karşılıyor. Türkiye’nin kişi başına düşen enerji tüketiminden en az 5 kat daha fazla. Bundan 10 sene önce Fransa’nın kişi başı tüketimi 10000KW/sa civarındayken Türkiye’de 2000KW/sa ’di. Şimdi araştırılması gereken konu; nükleer santraller Fransa’da çok olduğu için kanser oranlarının Türkiye ile mukayesesidir. Acaba Fransa’da kanserli hasta nüfus oranı nedir?
- Hidroelektrik Santralleri
- Nükleer Enerji
- Doğu Karadeniz ve Anlatya'da planlanan 1600 santral ve kuruyan dereler
- Halk ve Sivil Toplum Kuruluşlarının tepkileri
Röportajın tüm detayları için www.cekud.org.tr
RADİKAL GAZETESİ'NDEN
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın geçen yıl 22 bin 172 gıda örneğinde yaptığı analiz sonucunda, 1171 örnek olumsuz bulundu. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın geçen yıl 2 bin 262 bitkisel üründe yaptığı zirai ilaç kalıntısı analizinde, 155 üründe limitlerin üzerinde pestisit belirlendi. 1311 hazır yemek örneğinde yapılan analizlerde, örneklerin yüzde 4,42'si mikrobiyolojik kriterlere uygun çıkmadı. Analiz edilen 122 bebek mamasından 3'ünde kurşun
Gıdalarda Kullanılan Tek Kullanımlık Kaplar
Dondurma, yoğurt, neskafe gibi gıdaların tek kullanımlık kapları genişletilmiş polisteren(EPS) polipropilen(PP), bisfenol A (BPA) gibi kimyasal maddeler içerir. Boşalan kapların tekrar kullanılması durumanda bu kimyasal maddeler zamanla gıdaya geçer. Plastik kapların tabanında okla şematize edilen üçgenin içerisinde 1'den 7'ye kadar geri dönüşüm kodları yer alır. Bu kodlar kullanılan geri dönüşümlü materyalin hangi tip plastik tüveri içerdiğini gösterir. 3,6 ve 7 kodları tehlikeli iken, 1,2 ve 4 kodlu plastikler daha sağlıklıdır
Aldığınız Ürünlerin Ambalajlarının Üzerini Dikkatlice Okuyun.
ALDIĞIMIZ KOZMATİK VE VÜCUT BAKIM ÜRÜNLERİNİN ÜZERİNDEKİ ETİKETLERİ KONTROL EDELİM.
Hergün kullanmakta olduğumuz kremler, şampuanlar, bebek şampuanları, losyonlar,saç-vücut-ağız bakım ürünleri ve bunun gibi birçok ürün etiketinde firmalar tarafından yazılmayan ancak içlerinde varolan katkı maddeleri hakkında bilgiye sahip olmak istiyorsanız aşağıdaki sitede istediğiniz ürünün adını girerek toksin skorunu görebilir, bu skora tıkladığınızda da ürün içeriğindeki hangi maddenin neye yol açtığını detaylı olarak inceleyebilirsiniz.Eğer ürün listede yoksa içeriği girerek rapor alabilirsiniz.
http://www.cosmeticsdatabase.com/
MSG NEDİR
MGS, yani monosodyum glutamat. Bir amino asit. Bize aldığımız paket ürünlerin üzerinde lezzet artırıcı, tat verici aroma, E621 diye yutturuyorlar. MGS'nin insan üzerindeki etkileri GDO'yu gemiş durumda. Gözde retina bozukluğu, astım tetikleyicisi, hamilelerde etkili, yeni doğan bebeklerin büyümelerini engelliyor. Alzheimer, Parkinson, Huntington ve epilepsi hastalıkları yapıyor. Ve daha neler neler..... "MSG NEDİR" i tıkladığınızda detaylı bilgi sizi bekliyor.
Yenilenebilir Enerji Kaynakları
20/05/2009 Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
Yenilenebilir enerji gücünü güneşten alan ve hiç tükenmeyecek olarak düşünülen, çevreye emisyon yaymayan enerji çeşitleridir.
Fosil yakıt fiyatlarındaki artış seyri, iklim değişikliği eksenli kaygılar ile birlikte enerji sektöründe gerek arz, gerekse talep tarafında bir dizi yeni yönelimi beraberinde getirmektedir. Bu çerçevede dünya genelinde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik gelişmeler küresel ölçekte ivme kazanmaya başlamıştır.
Yenilenebilir enerji kaynakları çevresel iyileştirme, artan yakıt çeşitliliği, ulusal güvenlik ve bölgesel ekonomik gelişme gibi yararlar sunarak dünya enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilir.
Türkiye özellikle hidrolik, rüzgâr, güneş, jeotermal ve biokütle olmak üzere önemli miktarda yenilenebilir enerji kaynaklarına sahiptir. Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyel olarak kömürden sonra ikinci sırada gelmektedir.
2007 yılında yenilenebilir kaynaklardan üretilen enerji 9,5 milyon Ton Eşdeğer Petrolün (TEP) üzerinde gerçekleşmiş olup bu değer toplam birincil enerji arzının %8,9'udur. Yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik enerjisi miktarı 2008 yılında genel üretimin %17'sini karşılamıştır.
Ülkemizdeki yenilenebilir enerji üretiminde en önemli pay hidroelektrik ve biokütleye aittir. Rüzgâr ve güneş enerjisinin payı henüz çok küçük olmakla birlikte gelecekte artması beklenmektedir.
TABLO 2: 2008 yılı itibariyle yenilenebilir enerjide yerli kaynak potansiyelinin ülkemizdeki durumu (MTEP; milyon ton petrol eşdeğeri) Kaynak Türü Yerli Potansiyel
Rüzgâr
Çok Verimli: 8.000 MW, Orta Verimli: 40.000 MW
Jeotermal
31.500 MW (1.500 MW'ı elektrik üretimine elverişli)
Biyokütle
8,6 MTEP
Güneş Enerjisi
80 MTEP (380 milyar kwh/yıl elektrik)
Yenilenebilir kaynakların kullanımının artırılması için; Yenilenebilir Enerji Kanunu (2005) ve Jeotermal Kanunu (2007) çıkarılmıştır. Yenilenebilir Enerji Kanunu'nda elektrik dağıtım şirketlerine yenilenebilir enerjiyi "YEK" belgeli tesislerden 10 yıl boyunca, toptan enerji fiyatından alma zorunluluğu getirilmiş, üretilen elektrik enerjisi için 5-5,5 avro-cent alım garantisi verilmiştir.
Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelimizden azami ölçüde yararlanma politikası sürdürülecektir. Rüzgâr ve hidrolik kaynakların kullanımında gerçekleştirilen atılım, güneş başta olmak üzere diğer yenilenebilir kaynaklarda da sağlanacaktır.
Yenilenebilir enerji gücünü güneşten alan ve hiç tükenmeyecek olarak düşünülen, çevreye emisyon yaymayan enerji çeşitleridir.
Fosil yakıt fiyatlarındaki artış seyri, iklim değişikliği eksenli kaygılar ile birlikte enerji sektöründe gerek arz, gerekse talep tarafında bir dizi yeni yönelimi beraberinde getirmektedir. Bu çerçevede dünya genelinde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik gelişmeler küresel ölçekte ivme kazanmaya başlamıştır.
Yenilenebilir enerji kaynakları çevresel iyileştirme, artan yakıt çeşitliliği, ulusal güvenlik ve bölgesel ekonomik gelişme gibi yararlar sunarak dünya enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilir.
Türkiye özellikle hidrolik, rüzgâr, güneş, jeotermal ve biokütle olmak üzere önemli miktarda yenilenebilir enerji kaynaklarına sahiptir. Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyel olarak kömürden sonra ikinci sırada gelmektedir.
2007 yılında yenilenebilir kaynaklardan üretilen enerji 9,5 milyon Ton Eşdeğer Petrolün (TEP) üzerinde gerçekleşmiş olup bu değer toplam birincil enerji arzının %8,9'udur. Yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik enerjisi miktarı 2008 yılında genel üretimin %17'sini karşılamıştır.
Ülkemizdeki yenilenebilir enerji üretiminde en önemli pay hidroelektrik ve biokütleye aittir. Rüzgâr ve güneş enerjisinin payı henüz çok küçük olmakla birlikte gelecekte artması beklenmektedir.
TABLO 2: 2008 yılı itibariyle yenilenebilir enerjide yerli kaynak potansiyelinin ülkemizdeki durumu (MTEP; milyon ton petrol eşdeğeri) Kaynak Türü Yerli Potansiyel
Rüzgâr
Çok Verimli: 8.000 MW, Orta Verimli: 40.000 MW
Jeotermal
31.500 MW (1.500 MW'ı elektrik üretimine elverişli)
Biyokütle
8,6 MTEP
Güneş Enerjisi
80 MTEP (380 milyar kwh/yıl elektrik)
Yenilenebilir kaynakların kullanımının artırılması için; Yenilenebilir Enerji Kanunu (2005) ve Jeotermal Kanunu (2007) çıkarılmıştır. Yenilenebilir Enerji Kanunu'nda elektrik dağıtım şirketlerine yenilenebilir enerjiyi "YEK" belgeli tesislerden 10 yıl boyunca, toptan enerji fiyatından alma zorunluluğu getirilmiş, üretilen elektrik enerjisi için 5-5,5 avro-cent alım garantisi verilmiştir.
Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelimizden azami ölçüde yararlanma politikası sürdürülecektir. Rüzgâr ve hidrolik kaynakların kullanımında gerçekleştirilen atılım, güneş başta olmak üzere diğer yenilenebilir kaynaklarda da sağlanacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












